İyi ki doğdun Barış (!).

03.09.2005

Barış'ım, Sensiz ikinci doğum günün bu. Doğum günü, doğan kişi olmadan olur mu?

Ama oldu, bunu bize yaşattılar.

 

Her anne gibi senin doğum öykünü anlatırken ne kadar zor bir doğum olduğunu anımsardım. Zordu ama yaşanan zorluğa karşın bir mutluluk vardı. Çünkü sonunda sen gelmiştin... Şimdi ise; seni kaybedişimizde yaşadıklarımız; bir annenin babanın kendileri yaşarken, yaşam verdikleri çocuklarının, canlarının ellerinden gidişindeki tarifsiz acıyı yaşamak, anlatılamaz bir duygu.Hastanede İki gün mücadele ettin. 12 nisan 2004 sabahı yoğun bakımda seninle konuşurken, başlayan o sinyal sesi kulaklarımdan gitmiyor.Yanımıza koşup gelen görevliler müdahalelerini yaptılar. Ama .

 

Ve seni yitirdiğimi söyledikleri "o an", . ne söylediklerini anladım.. Ama anlayamadım.. Çünkü, o an, en değerli VARLIĞIMIN hareketsizliğine, sessizliğine anlam veremiyordum, inanmıyordum. Ölüm dedikleri şeyin, seni yokluğa götürüşünü içime sindirememenin, kabul edememenin girdabındaydım. En değerli varlığımı bir daha görememek, dokunamamak, duyamamak, mutluluğunu yaşayamamak, üzüntüsüne katılamamak, onunla endişelenip onunla sevinememekle karşı karşıya gelmek.Bir anne bir baba için bu an; yavrusunun, canının elinden gidişinin söylendiği an, gerçekle gerçek ötesinin iç içe geçtiği bir hal. Sanki, bunu kabullenmek de gerçek olamayacak bir gerçek.

İnsanın dışındaki gerçek ile içindeki öz gerçeğin çatışmasını yaşaması ne kadar zor !

 Hep Seni beklemek, akşam yattıktan sonra geleceksin diye kapıyı kilitlemek istememek, ama gelmemen, arayıp bulamamak, hele sabır dilekleri duymak isyan ettiriyor. İnanmıyor, kabul edemiyor, içimde hayır, hayır çığlıkları yükseliyor. Bu gerçek olamaz, olamaz...

Ve Barış'ım, benim gerçeğim sensiz olamamak.. Özlüyorum, yüzünü, sesini, kokunu, arıyorum, dokunmayı, sarılmayı, sevmeyi, seninle konuşmayı özlüyorum, balım, kaymağım demek istiyorum, ellerim havada çırpınıyor, arıyor, sana ulaşmak, dokunmak, okşamak için.. Ama .

Sensizliği yaşamak çok zor; şimdi, baban ve ben "kolum kanadım kırık" demenin ne demek olduğunu tam olarak anlıyoruz, "yalnızlığın" damarlarımızda aktığını en derin şekliyle yaşıyoruz.

 

Öte yandan soruyor, anlamaya çalışıyoruz; "Nasıl, böyle bir şey nasıl olur? Bir insan nasıl olur da bir insanın hayatına kasteder? Nasıl olur da buna kendin de hak görür?" ama anlayamıyoruz.

 

Meslektaşlarım o günlerde acımızı paylaştıkları duyuruda "Barış adı bir evlada nedensiz verilmez. Eğer bir ülkede barış umutlarıyla büyütülen gencecik bir Barış; nereden, nasıl geldiği belli olmayan bir şekilde hunharca katledilirse, bu Ülke nereye gider?" demişlerdi.

 

Evet!. Barış'ımız, sevgi, saygı, hoşgörüyü önemseyen hayatı ve insanları değerli bulan ve bunların erdem olduğuna inanan bir kişi olarak yetişti. Güvenli toplumda yaşayan bir insanın umutları ve beklentileri ile yaşama katıldı. Yüreğindeki sevgiyle her türlü sorunu olan herkese kendisi ne kadar zor durumda olursa olsun koşardı. Şimdi kendimize soruyoruz; anne baba olarak çocuğumuzun bu erdemlere sahip olmasından mutluluk mu, suçluluk mu duyalım?...

Ayla DÖNMEZ

 

 

Barış'ım,

 

03.09.2006

 

Yine sensiz bir doğum günü geçti...Bu anları yaşamak zorunda olmak, en ağır olan da bu. Sensiz yaşamak çok zor....

Merak ediyorum, seni yaşamdan ve yasamımızdan koparanlar,  acı yaşamanın ne demek olduğunu anlayabiliyorlar mı, hissedebiliyorlar mı? Onlar,  böyle bir insani duyguyu yaşayabilirler mi?... Oysa bilimsel olarak, çiceklerin ve hayvanların  duyguları anladıkları kadar duygu yaşayabildikleri de açıklanıyor.  Bu nedenle soruyorum.  Hayvanlar aleminde bile yaşanabilen bu duyguları onlar yaşayabilir mı?  Acaba onlar için sevgi, özlem, hasret ve acı duyguları bir şey ifade ediyor mu?   Öte yandan gören ve duyanların da  nasıl insanlar oldukları  ve  vicdanları olup olmadığını sen de merak ediyorsun, seslerinin çıkmamasına hayret ediyorsun sanırım.. Ama  canavarlığı yapanların, gören ve duyanların kim olduklarını bildiğin kadar  bir gün takılıp düşeceklerini de biliyorsun. Her şeyi sakladıklarını, sorumluluktan kurtulduklarını sanıyorlar ama, senden asla  kaçamayacaklar. Bir gün birşeylerin ayaklarına dolanmasını sağlayacaksın ve bedelini de er ya da geç ödeyecekler.  Çünkü artık, her an onların tepelerindesin....Onlar mutlak açığa çıkacaklar ama bu sonuç onlara olan öfkemizi dindirmeyecek. Çünkü, Sensiz olmayı yaşamak  çok acı, çok zor... 

 

Seni çok özlüyoruz, Barış'ım. Her geçen gün,  özlemin daha da büyüyor...

Sıklıkla sarıldığını ve dudaklarının sıcaklığını yanağımda hissediyor, "Canım anacığım" dediğini duyuyor ve  yaşıyorum.  Ama bunu hissetmek, böyle yaşamak bana yetmiyor Barış'ım... Çünkü seni çok özlüyorum. Babanla ben artık hayatı yaşamıyor, sadece taşımaya çalışıyoruz. Yaşamımızın anlamı, amacı, neşesi kalmadı.

 

Bizler için güven, sevgi, hoşgörü, dayanışma gibi değerler yaşamımızda vazgeçilmezdi. Hayatı böyle algılayan ve yaşayan bir çevrede yetiştin Barış'ım. "Toplumu ve insanları değerli bulduk" bu ilkeyle yaşadık. Seni de öyle  yetiştirdik. Onun için önyargılı davranmaz, olaylara böyle yaklaşan kişileri yadırgardın. Ne acı ki, tüm inandığımız değerlere karşın, bu  sonuçları yaşamak bize senden özür dilememiz gerektirdiğini düşündürmeye başladı....

Daha önce de sorduğum şu soruyu yineliyorum; Evet!. Barış'ımız, sevgi, saygı, hoşgörüyü önemseyen hayatı ve insanları değerli bulan ve bunların erdem olduğuna inanan bir kişi olarak yetişti. Güvenli toplumda yaşayan bir insanın umutları ve beklentileri ile yaşama katıldı. Yüreğindeki sevgiyle sorunu olan herkese kendisi ne kadar zor durumda olursa olsun koşardı. Şimdi kendimize soruyoruz; anne baba olarak çocuğumuzun bu erdemlere sahip olmasından mutluluk mu, suçluluk mu duyalım?...

Ayla DONMEZ
 

 

Barış'ım,

03.09.2006

                                            

Yine sensiz bir doğum günü geçti...Bu anları yaşamak zorunda olmak, en ağır olan da bu. Sensiz yaşamak çok zor....

Merak ediyorum, seni yaşamdan ve yasamımızdan koparanlar,  acı yaşamanın ne demek olduğunu anlayabiliyorlar mı, hissedebiliyorlar mı? Onlar,  böyle bir insani duyguyu yaşayabilirler mi?... Oysa bilimsel olarak, çiceklerin ve hayvanların  duyguları anladıkları kadar duygu yaşayabildikleri de açıklanıyor.  Bu nedenle soruyorum.  Hayvanlar aleminde bile yaşanabilen bu duyguları onlar yaşayabilir mı?  Acaba onlar için sevgi, özlem, hasret ve acı duyguları bir şey ifade ediyor mu?   Öte yandan gören ve duyanların da  nasıl insanlar oldukları  ve  vicdanları olup olmadığını sen de merak ediyorsun, seslerinin çıkmamasına hayret ediyorsun sanırım.. Ama  canavarlığı yapanların, gören ve duyanların kim olduklarını bildiğin kadar  bir gün takılıp düşeceklerini de biliyorsun. Her şeyi sakladıklarını, sorumluluktan kurtulduklarını sanıyorlar ama, senden asla  kaçamayacaklar. Bir gün birşeylerin ayaklarına dolanmasını sağlayacaksın ve bedelini de er ya da geç ödeyecekler.  Çünkü artık, her an onların tepelerindesin....Onlar mutlak açığa çıkacaklar ama bu sonuç onlara olan öfkemizi dindirmeyecek. Çünkü, Sensiz olmayı yaşamak  çok acı, çok zor... 

 

Seni çok özlüyoruz, Barış'ım. Her geçen gün,  özlemin daha da büyüyor...

Sıklıkla sarıldığını ve dudaklarının sıcaklığını yanağımda hissediyor, "Canım anacığım" dediğini duyuyor ve  yaşıyorum.  Ama bunu hissetmek, böyle yaşamak bana yetmiyor Barış'ım... Çünkü seni çok özlüyorum. Babanla ben artık hayatı yaşamıyor, sadece taşımaya çalışıyoruz. Yaşamımızın anlamı, amacı, neşesi kalmadı.

 

Bizler için güven, sevgi, hoşgörü, dayanışma gibi değerler yaşamımızda vazgeçilmezdi. Hayatı böyle algılayan ve yaşayan bir çevrede yetiştin Barış'ım. "Toplumu ve insanları değerli bulduk" bu ilkeyle yaşadık. Seni de öyle  yetiştirdik. Onun için önyargılı davranmaz, olaylara böyle yaklaşan kişileri yadırgardın. Ne acı ki, tüm inandığımız değerlere karşın, bu  sonuçları yaşamak bize senden özür dilememiz gerektirdiğini düşündürmeye başladı....

Daha önce de sorduğum şu soruyu yineliyorum; Evet!. Barış'ımız, sevgi, saygı, hoşgörüyü önemseyen hayatı ve insanları değerli bulan ve bunların erdem olduğuna inanan bir kişi olarak yetişti. Güvenli toplumda yaşayan bir insanın umutları ve beklentileri ile yaşama katıldı. Yüreğindeki sevgiyle sorunu olan herkese kendisi ne kadar zor durumda olursa olsun koşardı. Şimdi kendimize soruyoruz; anne baba olarak çocuğumuzun bu erdemlere sahip olmasından mutluluk mu, suçluluk mu duyalım?...

Ayla DONMEZ
 

 

Barış'ımız,

03.09.2007

İşte Barış'ımız, yine doğum günün geldi. Bu sensiz dördüncü doğum günün. Çok saçma değil mi sensiz olmak?


Oysa, bu yıl daha farklı  olacaktı... Yaşamının önemli olan bir dönemi olabilirdi... Belki de evlilik ve çocuk sahibi olmaya sıra gelmişti, ne dersin?... Kimbilir, ne güzel çocukların olurdu...? Hani vurgulayarak demiştin ya 2004 mart ayında birgün; "Anne bir çocuk yetiştirmek çok güzel bir şey olmalı... Ona güzel şeyler öğretmek, mutlu olduğunu görmek, başarılı olmasını sağlamak, bunu yaşamak istiyorum."  Evet canım, o caniler karşına çıkmasaydı... senin merak ettiğin, yaşamayı da hak ettiğin bu duyguyu tadabilecektin...Tabii biz de...


Bu durumu, sensizliği kabul edemiyoruz... Asla da edemeyeceğiz.
Seni özlüyoruz...Burnumuzda tütüyorsun...
Bu özleyişle de nasıl yaşanır ki??

Bir yandan Arkadaşlarınla konuşmak, onları görmek "her şey aynı devam ediyor." duygumuzu koruyor.. Sanki bir şeylerin değişmediğini kendimize ispatlayan paylaşımlar bunlar. Öte yandan arkadaşlarının yaşam mücadelelerini; iş ve sosyal yaşamlarının gelişmesinde, nişanlanıp evlenmelerinde çocuklarının olmasında, mutlu olduklarını neşelendiklerini, eğlendiklerini ya da üzüldüklerini görmek, bizi yaşama bağlıyor. Onların yaşamı sağlık içinde sürdürmeleri bize sevinç verdiği kadar, sanki senin de yaşamını izliyormuşuz duygusunu da beraberinde getiriyor...  "Sen de böyle yaşardın." değil mi Barış?

İyi ki, arkadaşların, yakınlarımız, dostlarımız hakikatliler, bizi yaşamlarına taşıyorlar. Özleyişimizin çaresizliğine bir nebze de olsa merhem oluyorlar. Özverililer, sevgi dolular. Onlar da seni içlerinde, yüreklerinde taşıyorlar... Bunu bilmek yaşamak çok güzel...


Ama yine de seni özleyişimiz gittikçe büyüyor... Bir volkan gibi içimizde kaynıyor, büyüyor, sığmayacak bir hale geliyor... Çevremizde, trafikte, yolda hep sana benzeyen birilerini arıyoruz. Ama hiç kimseyi  bulamıyoruz. Onun saçı, şunun alnı mı benziyor acaba diye birbirimize sorup duruyoruz... Bir kaç kez araba kullananan bir iki  genç gördük. Seni andıran, çağrıştıran... O anı uzatmak için epeyi bir zaman yakınlarından gitmeye, ayrılmamaya çalıştık.  ...Yani, Seni somutlamaya çalışmak....  Bu cümleyi söylemek bile bir kabus. İyi ki yüksek sesle söylemiyoruz. Ama, gördüğümüz bir  giysi,  bir kaş, göz, belkide gittikçe koyulaşan özlem seni çağrıştırıyor, içimize  dolduruyor... Nitekim;bir anda seninle bir yerlere gidiyoruz, bir şeyler yapıyor duygusunu yaşarken bulabiliyoruz kendimizi...  


Seni yaşamından ve yaşamımızdan alarak bize bu acıyı  yaşatan katillerle, canilerle, aynı duruma düşen; "görüp de görmedim, duyup da duymadım" diyenler ve "sorumluluğunu yerine getirmeyen görevliler"  de bu yükle  yaşayamayacaklar.


Barış, göreceksin, birden bire herşey tersine dönecek. Bu katiller, caniler ve "bana ne, bana dokunmayan yılan bin yaşasın", "boş ver" diyenler de ektiklerini biçecekler. Bu vebalin altında kalıp ezilecekler. Gün gelecek benzer acıları onlar da yaşacaklar. Az kaldı Barış, yaşam onları da tepe üstü düşürecek...

 

annen  ve baban