(*)Güvenli Topluma Giden
Yolda Şiddet Olgusu,
Psikolog Dr. Ayla
DÖNMEZ
Şiddet ve güvenli bir
yaşam. Zehir ve panzehir gibi; şiddetin egemenliği, güvenli toplumun
zehirlenmesidir. Buna karşın, güvenli toplum geliştiği oranda şiddet, yaşamdan
silinir.
Biliyoruz ki insanlığın
var oluşundan; kutsal söylencelerdeki Habil ve Kabil kardeşlerin ölümüne
kavgalarından beri şiddet, yaşamımızda varlığını sürdüregelmektedir.
Elbette bilimsel gelişmenin
biçimlendirdiği çağdaş toplumsal yaşamda kaba kuvvete dayalı şiddet
uygulamasında göreceli bir azalmadan söz edilebilir. Ama günümüz dünyasında
şiddet, bir yandan nükleer, stratejik ve taktik silahlarla daha ağır ve yoğun
üst biçimlere dönüşerek varlığını sürdürmekte, öteyandan da o bildik biçimiyle
yakamızı bırakmamaktadır.
Şiddet tarih boyunca tartışılan bir
durum. Peki varlığından rahatsızlık
duyduğumuz, hoşlanmadığımız halde
niçin şiddetle bu kadar iç içe yaşıyoruz.
Tabii şiddetin hepimizce bilinen ve
pek çok araştırmanın da ortaya koyduğu
gibi çeşitli nedenleri vardır. Belki, temel amaç şiddet kullanarak ötekiler
üzerinde güç sahibi olmak; korkuyu egemen kılarak kontrolu elde tutmayı
sağlamaktır diye bir genel ve ortak
tanımlama da yapılabilir. Öte yandan biliyoruz ki; doğada hayvanların
yaşamında da şiddet var. Ama
gözlemlerimiz, onların bu davranışlarının nedeninin temel gereksinimleri olan
“yaşamak-varolmak” üzerine kurulu olduğu yönünde.
Bir şiirinde Ataol Behramoğlu
diyor ki;
İnsan insanın Kurduydu belki Gerçek kurttan Yokken farkı. Onu kurttan Ayıran özellik Akıl olmalı Ve üretkenlik
Ne ki; şairin dediği gibi
bizleri kurttan ayıran aklımız ve de
üretebilme yeteneğimiz olmasına karşın,
hala şiddetin güvenli topluma saldırısı sürmektedir. İnsanoğlunun da güvenli
bir toplumu kazanma savaşımı… Bu savaşımın kimi
kazanımlarını, anayasalarda,
Uluslararası temel hak ve özgürlükler bildirgelerinde ve sözleşmelerinde
de görebiliyoruz.
“Güvenli toplum”da her yurttaş, anayasal haklarını kullanmak ve
yasaların güvencesinde olmak temel hakkına sahiptir. Yasalarla, kişilerin yaşadığı
fiziksel ve sosyal ortamın
sağlıklı bir şekilde düzenlenmesi
gerekmektedir. Fakat bireyin karşılaştığı bireysel veya toplumsal şiddet onun bu haklarını kullanmasını
engellemektedir. Bu tür yaşantılar çoğaldıkça, yasalar uygulanamaz hale
geldikçe ortaya çıkan boşlukları çeteler, mafyasal yapılar doldurmaktadır.
Ekonomik güçlükler, uyuşturucu bu
oluşuma yataklık etmekte, eğitimsizlik de
koşulları uygun hale getirmektedir. Giderek toplum yaşamında şiddet
kültürü egemen olmaktadır.
Şiddetin Yaşanabildiği Ortamlar
Şiddetin yaşandığı pek çok ortam vardır. Aile, okul, iş, sokak, kamusal alanlar, kişiler arası ve ülkeler arası ilişkiler… gibi sayılabilir. Bunlardan üzerinde önemle durulan ve çok araştırma yapılan konulardan biri; aile içi şiddettir ...
Medeni Kanun şiddet kullanmanın tüm biçimlerini boşanma sebebi sayarak yaptırım altına almıştır.Yasanın 162’nci maddesi, Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış başlığı altında doğrudan şiddet kaynaklı boşanma nedenini kaleme alırken aynen şöyle demektedir:
“ Eşlerden her biri
diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya
da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası
açabilir.”
Şimdi bu maddenin yaşamda nasıl somutlandığını öteki boşanma sebepleriyle karşılaştıtmalı olarak aşağıdaki tabloya bakarak görmeğe çalışalım:
Tablo
1
|
Yıl |
|
Toplam |
Zina |
Cana Kast ve Pek Fena
Muamele |
Cürüm
ve
Haysiyetsiz lik |
Terk |
Akıl
Hastalığı |
Geçimsizlik
|
Diğer |
|
1991 |
A |
27
167 |
271 |
91 |
72 |
717 |
92 |
25 497 |
427 |
|
|
B |
100 |
1,00 |
0,33 |
0,27 |
2,64 |
0,34 |
93,85 |
1,57 |
|
1992 |
A |
27 133 |
221 |
79 |
97 |
678 |
98 |
25 189 |
771 |
|
|
B |
100 |
0,81 |
0,29 |
0,36 |
2,50 |
0,36 |
92,84 |
2,84 |
|
1993 |
A |
27 725 |
228 |
103 |
95 |
777 |
129 |
25 580 |
813 |
|
|
B |
100 |
0,82 |
0,37 |
0,34 |
2,80 |
0,47 |
92,27 |
2,93 |
|
1994 |
A |
28 041 |
215 |
90 |
65 |
719 |
105 |
26 119 |
728 |
|
|
B |
100 |
0,77 |
0,32 |
0,23 |
2,56 |
0,37 |
93,15 |
2,60 |
|
1995 |
A |
28 875 |
176 |
105 |
69 |
634 |
122 |
27 096 |
673 |
|
|
B |
100 |
0,61 |
0,36 |
0,24 |
2,20 |
0,42 |
93,84 |
2,33 |
|
1996 |
A |
29 552 |
171 |
63 |
85 |
583 |
109 |
27 764 |
777 |
|
|
B |
100 |
0,58 |
0,21 |
0,29 |
1,97 |
0,37 |
93,95 |
2,63 |
|
1997 |
A |
32 717 |
229 |
112 |
74 |
675 |
124 |
30 674 |
829 |
|
|
B |
100 |
0,70 |
0,34 |
0,23 |
2,06 |
0,38 |
93,76 |
2,53 |
|
1998 |
A |
32 167 |
217 |
119 |
89 |
735 |
96 |
29 898 |
1 013 |
|
|
B |
100 |
0,67 |
0,37 |
0,28 |
2,28 |
0,30 |
92,95 |
3,15 |
|
1999 |
A |
31 540 |
181 |
82 |
84 |
564 |
104 |
29 535 |
990 |
|
|
B |
100 |
0,57 |
0,26 |
0,27 |
1,79 |
0,33 |
93,64 |
3,14 |
|
2000 |
A |
34 862 |
133 |
62 |
69 |
593 |
93 |
32 844 |
1068 |
|
|
B |
100 |
0,38 |
0,18 |
0,20 |
1,70 |
0,27 |
94,21 |
3,06 |
Bu tablo verilerinin ülkemiz ve toplumumuz açısından
taşıdığı anlamı doğru olarak kavramak için, tablomuzu, boşanmaların coğrafik
dağılımını gösteren ikinci bir tablo ile birlikte değerlendirmek gerekir.
Tablo 2 Coğrafi Bölgeye Göre Kaba Boşanma Oranı, 1998-2002
Yıl |
|
Toplam |
MarmaraBölgesi |
Ege Bölgesi |
AkdenizBölgesi |
İç AnadoluBölgesi |
KaradenizBölgesi |
Doğu AnadoluBölgesi |
Güney doğu Anadolu Bölgesi |
1998 |
A |
63 391 |
16 435 |
8 522 |
8 143 |
10 630 |
7 812 |
5 637 |
6 212 |
|
B |
32 167 |
9 201 |
7 065 |
4 151 |
6 236 |
3 460 |
886 |
1 168 |
|
C |
0,51 |
0,56 |
0,83 |
0,51 |
0,59 |
0,44 |
0,16 |
0,19 |
1999 |
A |
64 337 |
16 876 |
8 647 |
8 297 |
10 722 |
7 758 |
5 676 |
6 361 |
|
B |
31 540 |
8 796 |
7 284 |
4 039 |
5 797 |
3 514 |
1 059 |
1 051 |
|
C |
0,49 |
0,52 |
0,84 |
0,49 |
0,54 |
0,45 |
0,19 |
0,17 |
2000 |
A |
65 311 |
17 330 |
8 775 |
8 457 |
10 815 |
7 704 |
5 717 |
6 513 |
|
B |
34 862 |
9 917 |
8 028 |
4 38 |
6 689 |
3 611 |
1 051 |
1 185 |
|
C |
0,53 |
0,57 |
0,91 |
0,52 |
0,62 |
0,47 |
0,18 |
0,18 |
2001 |
A |
68 529 |
17 647 |
9 021 |
8 818 |
11 713 |
8 437 |
6 185 |
6 708 |
|
B |
50 402 |
15 176 |
10 703 |
6 138 |
9 573 |
5 552 |
1 492 |
1 768 |
|
C |
0,74 |
0,86 |
1,19 |
0,70 |
0,82 |
0,66 |
0,24 |
0,26 |
2002 |
A |
69 626 |
18 073 |
9 147 |
8 986 |
11 869 |
8 434 |
6 259 |
6 858 |
|
B |
51 096 |
14 823 |
11 372 |
6 336 |
8 799 |
6 205 |
1 570 |
1 991 |
|
C |
0,73 |
0,82 |
1,24 |
0,71 |
0,74 |
0,74 |
0,25 |
0,29 |
A.
Nüfus (000)
B.Sayı C.Oran
http://aile.gov.tr/aileist.htm
Görüldüğü gibi Tablo ikideki istatistik değerlerde;
Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da boşanmaların azlığı dikkat çekmektedir.
Bu sonuçlar
törelere boyun eğme zorunluluğundan ve bunu besleyen eğitim, ekonomik, sosyal,
kültürel nedenlerden
kaynaklanmaktadır.
Boşanma nedenlerini veren tablodaki sonuçlar, şiddetin baskın
olduğu ev içi koşullarını göstermektedir. Bu ortamın yetişkinler kadar
çocukların da geleceklerini etkiyeceği
aşikardır.
Şimdi şiddetin toplumumuzdaki nedenleri ve yansımalarındaki öteki boyutlarından bazılarını gözden geçirelim. Hiç kuşkusuz, bilindiği gibi, toplumumuzun ve bireylerin biçimlenmesinde eğitimin, geleneklerin, törelerin belirleyici bir yeri vardır. Bu nedenle şiddetin görünürlüğü ile bunlar arasındaki ilişki ve etkileşimin irdelenmesi, yararlı olduğu kadar gereklidir de.
İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü'nden Prof. Dr.
Fatih Yavuz, Hakim Resul Çakır ve Araştırma Görevlisi Tunç Demircan tarafından
yapılan araştırma
“Türkiye'de Namus Saikiyle İşlenen Adam Öldürme Suçlarının
Değerlendirilmesi"ni ele alan araştırmada; töre cinayetleri olan olaylarda daha
çok erkeklerin yaşamını kaybettiği görüldü. 1995-2000 yılları arasında Yargıtay
1. Ceza Dairesi'ne intikal eden 199 namus cinayetinin dosyaları incelendi.
Yargıtay'daki dava dosyaları töre cinayetlerine kurban gidenlerin yüzde 71'inin
erkek, sanıkların yüzde 80'inin okur yazar, yüzde 63'ünün de kentli olduğunu
gösteriyor. Töre cinayetini işleyen 264 sanıktan 15'i kadın. Bu
sanıklardan 142'si çalışıyor, 89'u emekli, 31'i ise işsiz. Sanıklardan 211'i
sabıkasız çıkarken, 30'unun sabıkalı olduğu belirlendi. Töre cinayetlerinin en
çok işlendiği kentler Gaziantep, Diyarbakır, Kastamonu, Artvin, Denizli, Hatay
ve Bilecik... Bölgelere göre dağılımı ise Güneydoğu ile Ege'nin töre cinayetleri
yoğunluğu açısından öne çıktığı tesbit edildi.
Anadolu Ajansı’nın haberine göre; Emniyet Genel
Müdürlüğü’nün “töre ve namus cinayetleri” ne yönelik bu yılın araştırma
sonuçlarını aşağıdaki gibi tablolaştırabiliriz.
Tablo3
|
|
Tablo 4
|
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Öte yandan, “Yazar Yıldırım Türker’in 09.07.2006 tarihli
Radikal Gazetesindeki yazısında Van ili’ndeki kadınların “kendilerini öldürme” olaylarını
gösteren sayılar da üzerinde düşünülmesi ve çözüm arayışlarının hızlandırılması
gerektiğini
bizlere göstermektedir: “Geçen yıl 45 kadın, bu yılın ilk 6 ayında 25 kadın kendini
öldürmüştür... Bu yıl 10-15 yaş arası intiharlarda kayda değer bir
artış olmuştur.”
10 yaşlarındaki kız çocukları normal gelişim süreci içinde
çocuk kabul edilmektedir. Bu yaşlar, ülkemizde ve dünyanın pek çok yerinde, kız
çocuklarının saklanbaç, evcilik gibi oyunlar oynadığı yaştır. Bu çocukların
intiharını neyle açıklayacağız?
“Toplumumuzda kadına karşı şiddet ve töre cinayetlerine”
yönelik
kadınların algı ve tutumları da durumun olağan olduğu yönündedir ki bu kaygı
vericidir. Bu gerçek toplumumuzda
ki kalıpçı
düşüncenin yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır.
Nitekim, konuyla ilgili olarak yapılan anketleme
çalışmasının sonuçları da bu bakışı ortaya koymaktadır.
“BM Türkiye
Temsilciliği’nin Hacı Ömer Sabancı Vakfı’nın katkılarıyla Van, Nevşehir, Kars,
İzmir, Trabzon ve Şanlıurfa’da yaptırdığı anket kadına yönelik şiddetin ve töre
cinayetlerinin normal karşılandığını ortaya koydu. Araştırmaya göre kadınlara en
çok eşleri (yüzde 73), daha sonra anne-babaları (yüzde 27) ve erkek kardeşleri
(yüzde 8.5) şiddet uyguluyor. Urfalı kadınların yüzde
26’sı, erkeklerin yüzde 30.5’i kadınların töre gereği cezalandırılmaları
gerektiğini söylerken Van’da kadınların yüzde 13.7’si, erkeklerin de yüzde
23.1’i bu görüşe katılıyor. http://www.ajanspress.com.tr”
Yakın zamanda üniversiteliler arasında yapılan bir
çalışmadan da benzer sonuçlar alınmıştır.
Araştırma şirketi Metropoll'ün 30 üniversiteyi kapsayan
anketine göre, "Namus için cinayet işlenir" diyen öğrencilerin oranı,
Anadolu'daki bazı üniversitelerde yüzde 30'lara ulaştı.
ÜNİVERSİTE gençliği arasında yapılan bir araştırma, yüksek
eğitim almış gençlerin bile "töre cinayetleri"ni "normal" bulduğu gerçeğini
ortaya çıkardı. "Töre için cinayet işlenir" diyen üniversite gençlerinin oranı,
Fırat Üniversitesi'nde yüzde 30.9, Çukurova Üniversitesi'nde yüzde 28.8, Selçuk
Üniversitesi'nde yüzde 18.7, Ondokuz Mayıs Üniversitesi'nde yüzde 17.1,
Karadeniz Teknik ve Atatürk Üniversitelerinde yüzde 16.8, Gaziantep
Üniversitesi'nde de yüzde 15.7 oldu. 4 bin 449 öğrenciyi kapsayan ankette,
"Namus için cinayet işlenebilir" diyen öğrencilerin üniversitelerine göre
dağılımı, düşündürücü sonuçlar ortaya koyarken, bu konuda en liberal eğilim
Yeditepe Üniversitesi'nde çıktı. Yeditepe Üniversitesi'nde tek bir öğrenci bile
"Namus için cinayet işlenir"
demedi. Turan YILMAZ
Hürriyet Gazetesi 27.10.2006
Bu sonuçlar; toplumumuzda olayları ve davranışları olduğu gibi
kabullenme, uygulama hatta olağan görme tutumunun yaygın olduğunu
göstermektedir. Tabii ki, olayların “nedenini, niçinini”
sorgulama ve araştırma davranışını kazanmayı engelleyen pek çok etken vardır.
Ülkemizde Eğitim sistemimizin yeterince kazandıramadığı “okuma, araştırma
alışkanlığının da giderek azalması” ve her şeyi kabullenme davranışı
beraberinde
karşı koymaya veya çözüm arayışına da olanak vermemektedir. Aşağıdaki çalışma bu
gerçeği göstermektedir.
“Son yapılan araştırmada bilinen bir gerçek tüm
çarpıklığıyla ortaya çıktı: 394 kütüphaneye karşı 400 bin kahvehanenin bulunduğu
Türkiye’de kitap okumayı en çok televizyon ve internet engelliyor.
Birleşmiş Milletler İnsanî Gelişim Raporu’na göre, Türkiye,
173 ülke arasında 86. sırada yer alıyor. Batı’da okuma oranını araştırma yeni
bir ‘bilim dalı kabul edilirken, araştırmalara göre,Japonya’da 25 kişiye bir
kitap, Fransa’da 7 kişiye bir kitap,Türkiye’de ise 12 bin 89 kişiye bir kitap
düşüyor. Türkiye’de okur yazar nüfusu yüzde 86 olmasına rağmen, kitap okuyan
nüfus günden güne azalıyor. Türkiye’de, kitap okuma oranı yüzde 4.5 olarak
tespit edilirken, üniversite bitirenlerin sayısının 14 kat arttığı son yıllarda,
kitap okuyanların sayısının 1965 yılına göre yüzde 10’lara düşmesi, acı gerçeği
ortaya koyuyor.
(TÜRK KÜTÜPHANECİLİĞİ Cilt 17 Sayı: 3 Eylül
2003 )”
Eğitim sistemimizde ezbercilik,
eleştirel düşünce yetersizliği, yüzeysellik, özellikle de politik ve sosyal
sığlık hüküm sürmektedir. Bu yapı, bireyleri ülke ve toplum sorunlarından
koparmakta, uzak durmalarına yol açmaktadır.
Metropoll Stratejik ve
Sosyal Araştırmalar Merkezi tarafından yürütülen ve yüzü aşkın soruyu kapsayan
araştırma, 18 ilde toplam 30 üniversitede okuyan 4 bin 449 öğrenciyle yüz yüze
görüşülerek gerçekleştirildi. Onu aşkın akademisyenin yürüttüğü çalışmanın
sonuçları şöyle:
Gençler siyasete ilgisiz: 30 üniversitede yapılan gençlik araştırmasına göre,
gençlerin yüzde 29.8'i "Bu pazar seçim olsa" hiçbir partiye oy vermeyecek.
Araştırmaya göre, 'Bakire olmayan kızla evlenmem' diyenlerin oranı yüzde 59...
Şükran Pakkan www.milliyet.com.tr
Bu ortam, bireyleri insan haklarını benimseyip özümsemekten ve demokratik yaşam
bilincini geliştirmekten alıkoymaktadır; hatta yanlışa, baskıya
ve önyargıya
karşı durabilme davranışı ve becerisi geliştirmesini engeller.
Bu özelliği kimi atasözü ve deyişlerimiz de
kanıtlamaktadır. Örneğin;
Ana babaya
karşı gelinmez.
Kızını dövmeyen
dizini döver..
Söz büyüğün sus
küçüğün, …
Sofra da
konuşulmaz…
Dayak cennetten
çıkmadır…,
Eti senin
kemiği benim…
Öğretmenin
vurduğu yerde gül biter.
Ateş olmayan
yerden duman tütmez.
Bu yaklaşımla emir komuta zincirinde yaşamanın doğal
olduğu, ”neden, niçin” demenin yanlış olduğu, otoritenin kayıtsız koşulsuz
kabulü mesajları ile ev içi ve dışarısı denetim ve güdüm altına alınan yaşam
biçimlerinde şiddet olağanlaşır. Devam edelim:
Erkek
güçlüdür.
Erkek adama bir
şey olmaz..
Erkekler
ağlamaz…
Kadın
zayıftır.
Eksik etek.
Karısı değil
mi, sever de döver de..
Kadının
sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin..
Bu evden
gelinlikle çıkar kefeninle dönersin..
Deyişlerinde ve daha başkalarında ifadesini bulan erkek
egemen toplum anlayışının yansıması olarak kadının kocasına kayıtsız şartsız
itaat etmesinin yanı sıra aşağılanarak çaresizlik yüklenen yaklaşımlarla
kişileri saldırgan veya edilgen olmaya yönlendirmektedir...
Dahası yazılı, sözlü ve görsel basın yayın organlarının
taşıdığı olumsuzluklar, topluma şiddet pompalayan kaynaklar arasında önde gelen
bir konuma sahiptir. RTÜK’ün “iki günlük haber programlarının” taranması
suretiyle yaptığı bir
çalışma, aşağıdaki beş Numaralı tabloda görüleceği gibi, bu konuda
oldukça çarpıcı bilgiler veriyor.
Tablo5 ANAHABER YAYINLARI
|
GÜN VE SÜRE |
Sözel saldırı, |
bedensel saldırı |
devam eden şiddet görüntüsü |
Ses ile şiddet (silah sesi, ağlama, patlama), |
hayvanlara |
işyerinde şiddet |
kaza |
TOPLAM |
|
31ocak 1998 cumartesi 8 saat 15 dakika 8 saniye |
14 |
266 |
514 |
128 |
24 |
12 |
85 |
1.043 |
|
1 Şubat 1998 Pazar 8 saat 39 dakika 25 saniye |
5 |
232 |
722 |
149 |
8 |
6 |
64 |
1.186 |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
2.229 |
RTÜK, Kamuoyu ve Yayın Araştırmaları Dairesi
Başkanlığı
http://www.jurnal.net/arastirma/arastirma-5.htm
Medya Takip Merkezi’nin10 TV kanalının ana haber
bültenlerini kapsayan bir çalışmasına göre; en çok yer verilen haberler, yurt içinde ve dışında
gelişen kaza, cinayet, intihar, gasp, hırsızlık, kapkaç, kaçırılma, yangın,
şiddet, yardıma muhtaç insanlar, zamlara vatandaşların tepkileri, zayıflama
yolları gibi “yaşam” içerikli haberlerdir.
Medya Takip Merkezi’nin
15 Kasım-15 Aralık
2004 tarihlerinde, TV kanallarının ana haber bültenlerinde yaptığı içerik
analizinde. “yaşam” haberlerinin tüm haberler içerisindeki oranının %19 olduğu
saptanmıştır.. Merkezin 1-15 Eylül 2005 tarihleri arasındaki dönemde
yinelediği araştırmasında ise incelenen 2.878 haberde bu oranın % 34’e
yükseldiği ve toplam sürenin %31’inin “yaşam” haberleri için kullanıldığı görülmüştür. Aynı
dönemde % 4 olan magazin haberlerinin oranı ise bir misli artarak % 8’e
tırmanmıştır. Magazin haberlerine ayrılan süre ise toplam sürenin
%11’ini oluşturmaktadır. Buna karşın Türkiye’deki ve dünyadaki çeşitli
siyaset haberlerine, toplam haberlerin %12’si kadar yer verildiği görülmüştür.
Kanalların %12’lik oranla en çok yer verdiği diğer bir konu da savaş ve terör
haberleridir. http://www.dorduncukuvvetmedya.com/article.php?sid=5181
Yakın zaman da yapılan çalışmalarda ise sonuçlar giderek olumsuz
yönde artmaktadır. Yaşam artık bu kültür içinde sürmekte ve pek çok değer bu
kültürle yoğrulmaktadır. Haberlerde izlenen şiddet haber ve öğelerinin
ötesinde;
filmler, diziler, reklamlar, spor programlarında da “şiddet”in yoğun
olduğu bilinmektedir. Bu durum büyük küçük hepimiz için olumsuz olmaktadır.
“İnsan insanın kurdudur” anlayışı ile diziler yapılmaktadır. Çeteleşmenin
güçlülük olduğu, bu nedenle yasaları önemsememe, ciddiye almama, neredeyse çete
yasalarının daha çabuk çözüm getirebileceği mesajlarını vererek, şiddete hizmet
eden “Kurtlar Vadisi”, “Köpek” gibi diziler… günlük yaşamlara yansımaktadır.
Nitekim gazetelere de yansıyan bir olayda; Kurtlar Vadisi dizisinden esinlenip
konsey oluşturan üç kişinin benzer yöntemlerle eski patronlarından 200 bin dolar
istediklerini okumuştuk. Bu olayı gerçekleştiren kişilerin çocuk veya ergen olmayıp, 30
yaşlarında yetişkin olmaları televizyon gibi kitle iletişim araçlarında
sunulan modellerin gösterdiği etki açısından, anlamlı bir örnek
oluşturmaktadır.
Yakın tarihte yapılan bir başka çalışmada ise; Danışmanlığını Çukurova Üniversitesi Eğitim
Fakültesi Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Adnan Gümüş'ün yürüttüğü,
Eğitim-Sen’in okullardaki şiddet olaylarını araştırmak amacıyla yaptıkları "Liselerimiz-İl Merkezleri Türkiye Taraması
2006" nın sonuçları çok çarpıcıdır.
“Anket aralarında İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Adana,
Diyarbakır, Malatya ve Trabzon'un da bulunduğu 29 il merkezinde 10 Nisan-10
Mayıs tarihleri arasında imam hatip, kız meslek, endüstri meslek, normal ve
anadolu liselerinden oluşan 193 okulda yapılmıştır. Araştırmaya katılan
okulların yüzde 54'ünde bıçak gibi kesici ve delici alet bulunduğu, okulların
yüzde 38'inde bu dönem, yüzde 10.6'sında ayda, yüzde 4.8'inde ise haftada 1-2 bu
tür aletlerin bulunduğunun tespit edilirken, öğretmen ve idarecilerin de okulda
sopa bulundurduğunu anlaşılmıştır.
Eğitim-Sen'in ''Şiddet ve Taciz'' anketine katılan
öğrencilerin yüzde 50.3’ünü kız, yüzde 49.7’sini erkekler oluşturmaktadır.
Anketten öğrencilerin ağırlıklı olarak mafya dizileri seyrettiği sonucu ortaya
çıkmıştır. Öğrencilerin televizyon dizilerini seyretmede tercihlerinin
ne olduğuna yönelik soruda yüzde 21 oranı ile mafya dizileri ilk sırayı
almaktadır. Bunu yüzde 19.5 ile komedi dizileri izlemektedir. Yine öğrencilerin
yarısı yani yüzde 44.8’i aksiyon/macera/gerilim/korku türünde filmleri izlemeyi
tercih etmektedir.
Bilgisayar oyunları da öğrencilerin
vazgeçilmezler listesinin başında yer almaktadır. Atari salonu ya da
internet kafelere giden öğrenciler arasında; en çok oynanan oyun türü yüzde 66.5
ile savaş ve dövüş oyunları olarak gözlenirken; futbol oyunu yüzde 12.1, araba
ve motor yarış oyunları yüzde 9.9 oranına sahiptir. Bunun yanında
öğrencilerin yüzde 7.1’i sanal sohbet (chat), bilgi alma ve araştırma yapmak
amacıyla internet kafelere gittiklerini belirtmişlerdir. http://www.turkegitimsen.org.tr/modules.php?name=News&file=article&sid=181”
Nitekim 25 Ekim 2006 tarihinde basına yansıyan haberlerden
Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullarda “vak’a analiz formları” ile tuttuğu
istatistikler
şiddetin arttığını açıkca göstermektedir. Böylesi bir atmosferi
soluyan ve uygun eğitim ve öğretim alamayan çocuklarımızın son zamanlarda
yaşayıp, yaşattıkları
şiddet davranışı ve sonuçları rakamlarda görülmektedir.
Okullarda geçen eğitim-öğretim yılının son 1,5 ayı ile bu
yıl 2 bin 474 olay meydana geldi.
Olayların 47’si ateşli, kesici, delici aletler ve silahla yaralama olarak
gerçekleşirken, 9’u ölümle sonuçlandı. Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullardaki
"vaka analiz formu" aracılığıyla istatistiklerin tutulmaya başlandığı 26 Nisan
2006 tarihinden bu yana yaz tatili göz önünde bulundurulmadığında, okullarda
toplam 2 bin 474 olay meydana geldi. Bu olaylara, 6 bin 224 öğrencinin karıştığı
tespit edildi.
Fiziksel zarar veren şiddet: 814
olay-yüzde 32.9, Zorbalık, tehdit, sataşma: 491 olay-yüzde 19.8, Dedikodu, lakap
takma: 323 olay-yüzde 13.1, Eşyaya/mala zarar verme: 234 olay-yüzde 9.5, Okula
silah/kesici, delici alet getirme: 196 olay-yüzde 7.9, Çalma, gasp: 184
olay-yüzde 7.4, Alkol, uyuşturucu, ilaç kullanımı: 84 olay-yüzde 3.4, Cinsel
taciz: 65 olay-yüzde 2.6, Ateşli, kesici, delici silahla yaralama: 47 olay-yüzde
1.9, Çete oluşturma/katılma: 27 olay-yüzde 1.1, Ateşli, kesici, delici silahla
ölümlü olay: 9 olay-yüzde 0.4.
Hürriyet gazetesi Okullarda şiddet giderek
artıyor.
Bu araştırma sonuçlarında da görüldüğü gibi toplumsal
değerlerin
yozlaştırılması, şiddet, tüketim, anlık zevklere yönelik yaşamı işleyen
görsel ve işitsel sunumlarla karşı karşıya kalarak duyarsızlaşan, şiddet
uygulayanların yanı sıra, pek çok kişi de şiddet mağduru konumunda kalmaktadır.
Giderek bu koşullar altında bir yaşam biçimi yerleşmektedir. Bu durumda, pek çok
çocuk, yetişkin doğrudan şiddete maruz kalmasalar da dolaylı olarak şiddet
yaşamakta ve istismar edilmektedirler. Nitekim aşağıdaki sonuç ve yorumlar bu
tespitimizi doğrulamaktadır.
“Yılda ortalama 8000 cinayet,100 000 şiddet olayı TV ve yazılı basında
yer almaktadır.
18 yaşa ulaşmış
her genç,200 000 şiddet olayına maruz kalmaktadır.
Yaklaşık 1000
bilimsel çalışmada, medya şiddeti “çocuk ve genç için risk oluşturmaktadır.“
Tanımlanması yer almaktadır.
10-15 yılda iki
kat artış olduğundan söz edilmektedir.
Tüm çocuk ve
genç sağlığı kuruluşları, medya şiddetinin gerçek dünya şiddetine katkısı
olduğunu belitmektedirler.
Bu göz ardı
edilemeyecek bir halk sağlığı konusudur:
Medya bu konuda
bilgilenmeli, eğitimi önemsemelidir.
Eğitime önce
kendi üyelerini eğiterek başlamalıdır.
İyi gazeteci
olma eğitimi almışlardır. Ancak şiddet, travma, bireyi güçlendirme,
dayanıklılığı arttırma, suç ve suçlu psikolojisi eğtimi olmaksızın ve sıklıkla
uzmanlardan yardım almaksızın vu konuları işlemektedirler.
Bilgilenme,
yardım alma, eleştirel izleme, sorarak ve sorgulayarak olayları anlama ve farkındalığı
arttırmaya yönelik programlar üretilmesi ile çocukların ihmali ve istismarı
önlenebilir.Doğan Kökdemir,Türk
Psikoloji Bülteni Cilt:8 Sayı:24-25 Sayfa:71”
Aşağıdaki tablolardaki sonuçlardan da görüldüğü gibi, bu
yaşam biçimi çocukları, özellikle de gençleri daha
fazla etkilemektedir. 2000 yılında güvenlik birimine getirilen çocukların
işlediği suç dağılımında; şiddet içeren suç miktarının ne kadar yüksek olduğu
görülmektedir.
Tablo 6
|
SUÇ TÜRLERİ |
SAYI |
|
Adam Öldürme |
270 |
|
Yaralama Darp |
7489 |
|
Kız, Kadın ve Erkek Kaçırma |
623 |
|
Irza Geçme ve Sarkıntılık |
340 |
|
Hırsızlık |
7180 |
|
Oto Hırsızlığı |
996 |
|
Otodan Hırsızlık |
955 |
|
Gasp |
|
|
Yankesicilik |
931 |
|
Izrar |
363 |
|
Trafik Suçları |
1059 |
http://orgm.meb.gov.tr/Rehberlik/ortaogretimsubesi.htm
Yedi numaralı tablo
ise suça karışmanın cinsiyet ve yaş gruplarına göre dağılımını vermektedir. Bu
tabloda en çarpıcı
bulgu ise, suça karışma yaşının 6 yaş altına inmiş
olmasıdır…
Tablo 7
YAŞ GRUPLARI |
-6 |
7-11 |
12-15 |
16-18 |
|
ERKEK |
766 |
1 728 |
10 280 |
19 675 |
|
KIZ |
444 |
597 |
1 820 |
2 374 |
http://orgm.meb.gov.tr/Rehberlik/ortaogretimsubesi.htm
2000 yılı istatistik sonuçları ile 2004 yılında
yapılmış olan istatistik sonuçları karşılaştırıldığında; şiddet kültürünün
ülkemizde ürkütücü bir biçimde yaygınlaştığı görülmektedir. Doğaldır ki, bu
artış güvenli toplum için ciddi boyutlarda tehlike oluşturmaktadır.
“Emniyet Genel Müdürlüğü Çocuk Büro Amirliğinin verilerine
göre 2004 yılının ilk 10 ayı içerisinde 49.921 çocuk hakkında suç işlediği
şüphesi ile işlem yapılmıştır. Suça yönelen çocuk sayısı
göz önüne alındığında ülke genelindeki 3 çocuk ıslahevi ve 8 çocuk mahkemesi
yetersiz kalmaktadır. Adalet Bakanlığınca, çocukların uluslararası normlarda
yargılanması, korunması, bakımı ve rehabilitasyonu için çocuk mahkemeleri ve
çocuk ıslahevleri sayısı ihtiyaca yönelik olarak ivedilikle
arttırılmalıdır. (http://www.shcek.gov.tr/portal/dosyalar/hizmetler/cocuk/sokak_cocuk/komisyon_raporu/rapor3.htm )
Sekiz numaralı
tabloda ise, ıslahevine girebilen hükümlü çocukların
suç türleri görülmektedir.
Tablo 8
|
1.1.7. Suç türüne göre ıslahevine giren hükümlü
çocuklar, 1995 - 2004 | ||||||||||
|
Yıllara göre Suç türü |
1995 |
1996 |
1997 |
1998 |
1999 |
2000 |
2001 |
2002 |
2003 |
2004 |
|
Adam öldürmek |
140 |
123 |
157 |
142 |
118 |
83 |
82 |
57 |
62 |
45 |
|
Hırsızlık - . |
239 |
280 |
231 |
309 |
214 |
147 |
91 |
136 |
83 |
51 |
|
Irza geçmek - . |
49 |
54 |
64 |
59 |
42 |
28 |
43 |
54 |
27 |
30 |
|
Fiili livata
. |
53 |
70 |
60 |
50 |
23 |
31 |
19 |
34 |
22 |
27 |
|
Yaralama - |
19 |
14 |
16 |
15 |
10 |
7 |
6 |
6 |
5 |
7 |
|
Gasp - . |
138 |
112 |
77 |
102 |
120 |
100 |
98 |
139 |
103 |
134 |
|
Diğer . |
33 |
38 |
25 |
29 |
57 |
32 |
19 |
31 |
27 |
40 |
|
Toplam |
671 |
691 |
630 |
706 |
584 |
428 |
358 |
457 |
671 |
691 |
EMNİYET GENEL
MÜDÜRLÜĞÜ
Çocukların dışında, Emniyet Genel Müdürlüğün
istatistiklerine baktığımızda aşağıdaki dokuz numaralı tabloda görüldüğü gibi
asayiş suçlarında, trafik suçları hariç tutulduğu halde, önemli bir artışın
bulunduğu görülmektedir.
Tablo 9

Emniyet Genel
Müdürlüğü istatistiklerine göre, 2003-2004 yıllarındaki suç çeşitlerinin
dağılımında
ise, asayiş suçları on numaralı tabloyu vermektedir:
Tablo10

Gene Emniyet
Genel Müdürlüğünün istatistikleri, Türkiye genelinde polis sorumluluk
alanlarında şahsa ve mala karşı uygulanan şiddet eylemlerinin 2005 yılında nasıl
bir seyir izlediğini de onbir numaralı tablo yansıtmaktadır.
Bu tablo il ve
ilçe sınırları dışında jandarmanın yetki sınırları içinde kalan kırsal
bölgelerdeki yani köy ve yayla gibi yerleşim ve konaklama alanlarındaki durumu
yansıtmamaktadır.
Tablo11
|
EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ | |||||
|
2005
YILI TÜRKİYE GENELİ POLİS SORUMLULUK ALANINDA MEYDANA GELEN ŞAHSA VE MALA
KARŞI İŞLENEN ASAYİŞ OLAYLARININ SUÇ TÜRLERİNE GÖRE DAĞILIMI | |||||
|
ŞAHSA KARŞI İŞLENEN ASAYİŞ OLAYLARI |
MALA KARŞI İŞLENEN ASAYİŞ OLAYLARI | ||||
|
SUÇ TÜRÜ |
OLAY
SAYISI |
SUÇ TÜRÜ |
OLAY
SAYISI | ||
|
2005
YILI |
2005
YILI | ||||
|
Öldürme |
Kasten |
2094 |
Hırsızlık |
Evden |
53932 |
|
İhmal veya Kazaen (Trafik Kazası Hariç) |
808 |
İşyerinden |
43733 | ||
|
Öldürmeye Teşebbüs |
489 |
Resmi Kurum ve Kuruluşlardan |
3579 | ||
|
Müessir Fiil |
Kasten Yaralama |
31011 |
Bankadan |
158 | |
|
İhmal ve Kazaen Yaralama |
5168 |
Otodan |
39705 | ||
|
Darp |
46612 |
Oto Hırsızlığı |
32051 | ||
|
Genel Adab ve Aile Nizamı ile Şahıs Hürriyeti
Aleyhine Suçlar |
Kız-Kadın, Erkek Kaçırma |
5220 |
Kapkaçcılık |
7168 | |
|
Çocuk Kaçırma |
429 |
Yankesicilik |
18556 | ||
|
Rehin Alma |
33 |
Büyükbaş ve Küçükbaş Hayvan Hırsızlığı |
886 | ||
|
Tehdit |
10809 |
Diğer |
35060 | ||
|
Aile Fertlerine Kötü Muamele |
9901 |
G asp-Yağma |
Şahıstan |
6248 | |
|
Hakaret ve Sövme |
4600 |
Evden |
160 | ||
|
Müstehcen Hareketler |
1802 |
İşyerinden |
290 | ||
|
Irza Geçmek |
1206 |
Bankadan |
6 | ||
|
Irza Tasaddi |
805 |
Adam Kaldırmak |
86 | ||
|
Evlenme Vaadiyle Kızlık Bozma |
318 |
Zorla Çek -
Senet
İmzalatmak / Tahsil Etmek |
188 | ||
|
Fuhşa Teşvik, K.Ticareti ve Aracılık |
1594 |
Yangın |
Kasten |
1524 | |
|
Kumar Oynamak / Oynatmak |
1825 |
İhmalen |
3253 | ||
|
Devlet İradesi Aleyhinde İşlenen Suçlar |
Kolluk Kuv. Hakaret, Muk. Darp / Saldırı |
7037 |
D iğer Suçlar |
Dolandırıcılık |
7528 |
|
Diğer Dev.Me.Hakaret, Darp ve Saldırı |
1616 |
Emniyeti Suistimal |
5162 | ||
|
Rüşvet |
144 |
Suç Eşyası Satın Almak, Satmak ve Saklamak |
510 | ||
|
Zimmet |
33 |
Mala Zarar Vermek (Nası Izrar) |
14156 | ||
|
İrtikap |
20 |
Bilişim Suçları |
214 | ||
|
İhtilas |
6 |
Mesken Masuniyeti Aleyhinde Suçlar |
2093 | ||
|
Diğer |
İnsan Ticareti (TCK 201/b) |
130 |
Hükümet Emirlerine Muhalefet |
2804 | |
|
6136 Sayılı Kanuna Muhalefet |
10667 |
Mala Karşı İşlenen
Tasnif Dışı Suçlar |
10715 | ||
|
Meskun Mahalde Silah Atmak |
5470 |
GENEL TOPLAM |
289765 | ||
|
İntihar |
1619 |
| |||
|
İntihara Teşebbüs |
12094 |
| |||
|
Şahsa Karşı İşlenen Tasnif Dışı Suçlar |
34436 |
| |||
|
GENEL TOPLAM |
197996 |
| |||
Bu verilerin
ışığında 2004 ve 2005 yılı karşılaştırması da oniki numaralı tabloyu
oluşturmaktadır.
Tablo 12
![]()
2005
![]()
2004
Asayiş
kaçakçılık
toplumsal terör
353693 - 488761 6635 -19699
5261-16917 1645-1243
Ayrıca, basına yansıyan Devlet İstatistik Enstitüsü verilerine göre, her yıl 700
kişi serseri kurşunlarla, Türkiye'de yılda ortalama 3 bin kişi ise bireysel
silahlarla hayatını kaybediyor. 1 milyon 800 bini kuru sıkı olmak üzere, 7
milyonu ruhsatsız, 9 milyondan fazla silah bulunuyor. Silahlanmanın son 8 yılda
yüzde 358 artıtğı ülkemizde her 10 kişiden birinin silahlı. olduğu tespit
edilmiştir..
Silah kullanmanın olagan bir durum olduğu hatta günlük
yaşamın
parçası olduğu mesajı medya tarafından filmlerde, dizilerde ve haberlerde
yoğun olarak işlenmektedir.
Yine basından
takip edebildiğimiz Emniyet kayıtlarına göre ise, Türkiye genelinde sadece polis
bölgesindeki ruhsatlı silah sayısı 600 bine yaklaştı. En çok silah bulunan
illerin başında başkent Ankara geliyor. Ankara'daki ruhsatlı tabanca sayısının
97 bin 613. Ankara'yı takip eden iller şöyle: İstanbul 86 bin 875, Antalya 33
bin 173, İzmir 30 bin 947, Samsun 20 bin 939, Kocaeli 16 bin 332, Konya 15 bin
963, Tokat 14 bin 631, Adana 14 bin 381, Bursa 13 bin 560, Kastamonu 12 bin 960
‘ne ulaştığı görülmektedir. Tüm bu sonuçlar bize şiddetin bir kısır döngü
halinde yaşamımızı işgal ettiğini açıkça göstermektedir.
Hatta bu sonuçlar bize; şiddete karşı duyarsız ve şiddetin olağan olduğu düşüncesinin etkisinde bir yaşam
biçiminin geleceğimiz olacağını da söylüyor. Çünkü; Yapılan
araştırmalardan,
şiddet kültürü ile yetişen çocukların ileride bu
şiddeti uygulayan kişiler olarak toplumda yanı başımızda olacaklarının da
olağan hale geleceğini öğreniyoruz.
“Şiddet Kültürü” beraberinde taşıdığı değerleri
yaygınlaştırırken, çağımızın insanını da duyarsızlaşma yönünde etkilemektedir.
Bu kültürü yaratan motive edici unsurların kontrol altına alınmaması
karşısında, herkesin ve toplumun geleceğinin risk altında olacağı da açıktır. Bu durum;
bizi “Güvenli Toplum Yaşamını Sağlama” amacına götürülmelidir...
“Şiddet Kültürüne” karşı, ciddi çözümler geliştirmek
sorumluluğu hepimize düşmektedir.
İşte bu noktada; Genelde birey, yurttaş, anne,
baba veya hekim, öğretmen, İşçi, mühendis, siyasetçi, asker, polis,
gazeteci..gibi. herhangi bir mesleğin sahibi olarak, özelde ise;
“Psikologlar olarak ne gibi sorumluluklar almalıyız?” sorusunun
gündemimizde olması gerekmektedir.
Genellikle psikologlar yaşananlar karşısında zarar
görenlerin sorunlarıyla baş etmelerine yönelik görevler almaktadırlar. Yani,
daha çok sonuçtan yola çıkarak birey için çözüme odaklanan çalışmalar
yapmaktadırlar. Oysa bu kaos ortamında yitirilen sevgi, hoşgürü, saygı,
toplumsal dayanışma, eşitlik, paylaşma… gibi değerlerin
yitirilmemesi, benimsenmesi ve korunmasına yönelik çalışmaların arttırılması için
girişimlerde bulunmak gerekmektedir. Bu nedenle psikologlar toplum ve bireyin
sağlığının korunmasında da sorumluluk almalıdırlar. Güvenli Toplum için toplumun
her alanında, her kademesinde profesyonel bir duruşla gerekli yapıların
içinde
bulunmalıdırlar. Örneğin; Ülkemizde işleyen RTUK, Milli Eğitim
Şurası…gibi oluşumlarda psikologlar mutlaka yer alarak mesleki
donanımları ile katkı yapmalıdırlar..
Bireyler ise, yanlışa karşı demokratik haklarını kullanan,
doğruyu yaşama geçirme gibi sorumluluklarını yerine getiren “yurttaş” olmayı
önemsemelidirler...
Bu girişimler güvenli toplumda yaşama özleminin gerçekleşmesi ve
gelişmesine katkı sağlayacaktır.
(*)TÜRK PSİKOLOJİ BÜLTENİ; Cilt 12 Sayı 39 Aralık 2006’da
yayınlanmıştır.